10 Ağustos 2014 Pazar

Kemalizmi değiştirmeye çalışanlar Kemal'in başındaki Mustafa'yı unutmasa

Sevgili tv sunucusu
Kemalizm deniyor, Kemalizm değişiyormuş.
Mustafa Kemal bu dünyadan göçtüğüne göre Kemalizm nasıl değişecek?
Şu an Kemalizm adına alınan kararlar acaba Mustafa Kemal'e sorulsa böyle mi yorumlanırdı?

Yoksa Kemalizme chp Kemal Kılıçdaroğlu ile mi devam edecek?

Mühim olan kemalist %20 yi mutlu etmek mi? İktidara geçip halka hizmet etmek mi?

partilerini kendileri için yaşayan,
kendi görüşleri dışında kıymetsiz gören bu Kemalist elitler

iktidardan bile Kemalizm uğruna vazgeçip
görüşlerine bir nevi tapan kişiler
biz neden bu % 20 yi tartışıyoruz?
çağı yakalama ihtimallerini Kemalizm uğruna yok eden bu parti mensupları,
evlilikleriyle ve az çocuk yapma hevesleriyle
yaklaşık 50 sene sonra belki %1 e düşecekler
neden onları tartışıyoruz da korumaya almıyoruz?

çok mu sert oldu bilmiyorum
ancak, asla iktidar olmayı kendilerine layık görmeyen
kendilerini çok üstte ve
halkı çok aşağılarda gören bir partiyi sorgulamak yerine
neden tarihi süreçteki eriyişini incelemiyoruz?

Neden onlara siyasi açıdan bakmak yerine folklorik açıdan, sosyolojik açıdan veya yaşayan tarih açısından bakmıyoruz?


seviyorum ülkemin her rengini

Neden kapalı insanlar süslü oluyor? Sorunuzun cevabı

Sayın yazar

Sorunuza cevap vermek için mail atıyorum.
Neden kapalı insanlar sokakta erkeklerle samimi olabiliyor, işlerine geleni mi uyguluyorlar? veya yasak olunca mı sahip çıkıyorlar?

Öncelikle insanlar kapalı ve açık diye sınıflanmaz.
rahmetli dedem derdi ki sakal deduğun tuydur huy gene eski huydur.

Kişi karakter itibarıyla : muhafazakar, işveli cilveli, soğuk, liberal, teşhirci, salaş, aykırı vs gibi özellikleri taşır

Muhafazakar bir insan hıristiyan da olabilir, müslüman da, inançsız da ama muhafazakar ise her hangi inanışa sahip olursa olsun ananelere bağlı olur, belki dışarıdan baksan bilmem ne dersin ama eline erkek eli değdirmez.

Salaş bir insan kapalı iken öylesine bir örtü seçer, makyaj yapmaz, açık iken öylesine bir elbise giyer, gösterişe kaçmaz, yani açık da olsa kapalı da olsa kimse ona başını çevirip bakmaz

teşhir meraklısı insan kapalı ise belki daha bir daracık giyinir, belki gözler ona baksın diye farkedilen renkleri seçer, ama ne yaparsa yapsın dikkat çeker, açık ise nasıl giyinir o da bu paralelde olur.

Mesela bir kadın: saçlarını boyuyorsa estetiğe meraklıdır, kırlaşmış saçları ile insan içine çıkıyorsa estetiğe çok da aldırmaz, saçlarını kısacık kesiyorsa belki güzelliğe önem vermiyordur belki de yüzünün güzelliğine çok fazla güveniyordur.
Ama bu çeşitlilik açıklarda olduğu gibi kapalılarda da olacak.

İnsanlar kapalı ve açık doğmuyor, insan olarak doğuyor. ve kapalılar hep kapalarlardan doğmuyor, öyle olsaydı açık olmazdı bu kadar

Başka sorunuz varsa alayım
Sağlıcakla kalın ZR

Cennet, insanın hem gökyüzünü hem de toprağı evinden görebildiği ... yerdir


Kıymetli Hocam;

İlginç camii, Marmaray, İstanbuldaki kentsel dönüşüm, sahilin doldurulması hakkındaki yazılarınızla hislerime tercüman oldunuz.

Marmaray yazınızı okurken Kozyatağı'ndan geçiyorduk. “Otoyollar için devasa viyadükler yapmak, tepeleri düzlemek yerine yolları yerin altına taşıyarak nehirleri, tepeleri ve düzlükleriyle şehirlerimizi koruyabildiğimizde gelişmiş olacağız” dedim eşime. "Çok hayalci" olduğum eleştirisini aldım.

Hep elindekinden daha iyisinin peşinde koşan bir memur bir aile mensubu olmam sebebiyle oradan oraya taşınan, hiçbirevde beş seneden fazla yaşamayan biri olarak diyeblirim ki; farklı bölgelerde, şehirlerde, semtlerde, aynı semtte farklı evlerde yaşamak insanı seyyahlaştırırken, bir yerlere ait olmak hayali ile başka yerlere kolay ısınabilmek minnetsizliği çelişiyor.

Tabzon’da babamın satın aldığı ilk (o çok kıymetli) evi (konumu sebebiyle) teyzemin kocası “bu Hacıhüsrev Mahallesi’ni nereden buldunuz” şeklinde eleştirmişti. Trabzon’u parçalayarak geçen otoban evi şehrin merkezi yaparken benim ekmek kuyruğunda beklerken ezildiğim eski fırını, meşhur tarihi okulları, eski evleri yok edip geçti.

Evimizin karşısında terk edilmiş, büyükçe bir bahçesi olan harabe bir konak vardı içinde serserilerin, kedilerin ve farelerin yaşadığı. Bir gün çok param olsun da böyle harabe evleri restore edeyim, parke taşlı sokakları eskisi günlerine götürebileyim diye geçirirdim içimden o kıymetli evimizin balkonundan bakarken.

Az çalışkan bir öğrenci olduğum için ne mimarlığı ne de hayalim olan şehir ve bölge planlamayı kazanamadım. İstanbul’u ve ülkemin başka yerlerini katleden mahalli idarelerin imar planlarını ve zenginlerin oluşturduğu yaşam(işkence) alanlarını görünce bu meslekleri seçmediğim ve bunlara alet olmadığım için şükrediyorum Rabbim'e. Zaten mimar olsaydım işsiz kalır veya iflas ederdim, belediye çalışsaydım ya ayaklarımdan vurulur ya da kovulurdum.

Kıymetli Hocam alenen bir katliam yapılıyor. Birleşmiş Milletler ya da Unesco ise katledilenin Müslüman toplumun kültürü ve geçmişi olduğu için sessizce seyrediyor. Evlatlar; geçmişlerini (analarını, ninelerini, anılarını) katlederken kendi evlatlarının soluyacağı havayı, içeceği suyu, yürüyeceği yolu, tırmanacağı ağacı iki kat daire eya dükkan için satıyor bu kültür cellâtlarına.

Dünyada açlıkla iç savaşla mücadele eden bunca ülkeye karşın sırtımız pek karnımız tok iken neden bu açgözlülük?
Nerede kaldı kanaat, vefa, saygı?
Nerede Kurban bayramında İstanbul’u kan gölüne çevirenlerin kurbanlarını kesecekleri büyük arka bahçeleri? İnsanların imanını turnusol kağıdı gibi ortaya koyan bu betonlaşma’nın hesabını neden hatırlatmaz din adamlarımız veya neden müdahale etmez dindar devlet adamlarımız?

Marmaray natamam açıldı diye isyan edenler etraflarındaki sıvasız evleri, otoparkı olmayan binaları, üst geçidi olmayıp ana yol üstünde açılan okulları, rampası olmayan devlet hastanelerini, bahçesi olmayan özel okulları görmüyorlar mı?

Biz özgürlüğümüzü uğruna Osmanlı ile beraber şehirciliğimizi de yaşam kültürümüzü de tarihe gömdük. Ne sahip olduğumuza-eskiden sahip olduklarımıza ne de anılarımıza hürmet eder olduk.

On yıllar sonra çocuklarımız İstanbul’u (Fethipaşa, Emirgan, Mihrabat, Yıldız, Maçka gibi korularımız imara açılıp Salacak ile Kızkulesi arası doldurulduğunda)Maltepe’nin Başıbüyük’ü gibi toprak rengi gökdelenlerden oluşan tepeler şehri olarak tarif edecekler.

“Cennet, insanın hem gökyüzünü hem de toprağı evinden görebildiği, binaların ağaçlardan daha uzun olmadığı, dererlinde sandallarla gezinip, denizinden balık tutulabildiği, ağaçlarında kuşların yaşadığı, camii minareleri ve kiliselerin çan kulelerinden sinagoglardan başka yüksek yapıların olmadığı yerdir”. diye cevap yazmıştım bir yazınıza da size yollamamıştım.

Eleştirdiğiniz mimarın modernleşen dünyada cenazeler için lazım olan camiye gelen insanlara mabet hissini vermek (hıristiyan cenazelerindeki siyah giyinen insanlardan ve kasvetli ortamlardan esinlenmiş olabilir) ve hatta “benim sadık yârim kara topraktır” türküsünü içinde hissedip sizi toprağın altına sokayım ki her namazda "rabıta-ı mevti" canlı canlı yaşayın şeklinde düşündüğü için binaları ortaya çıkarıp mabedi yerin altına çekmiş olabileceği aklınıza gelmedi sanırım.

Camiye gelip bir kaç vakit namazını izlediğinde bütün duaları ezberden okuduğumuzu,büyük bir kısmını imam bizim yerimize okuduğunu görmüş olmalı ki camiiyi sade, sessiz ve loş tasarlamış. Belki de meditasyon yapan insanlar gibi namaz kılanların da o an dünyadan uzaklaştıklarını ve camiinin içini görmediklerini hatta görmek istemediklerini düşünmüştür.

Tüm bunlara hüsnü zan ile yaklaşsam da (İbadetin kalabalıkta yapılması yanında insanın kendi içine ve bu vesile ile Rabbi'ne dönmesi, dünyadan uzaklaşması için ışık, ses ve sadeliğin çok etkileyici olduğunu yeni katıldığım toplantılarda fark ettim) Minare ve dış mimari konusunda mimarı savunamayacağım. Camiilerimiz dünyanın neresinden kim gelirse gelsin onlara geleneklerimizi yansıtırken içeri girme hevesini uyadırmalı, heryerde camii gibi dedirtmeli bence.

Belki de geleneklere ve inanca göre giyinmek - yaşamanın bir kısım kadınlara (başörtüsü ile) yük edildiğini ve erkeklerin cumhuriyet ile birlikte modernleştiğini fark eden mimar bu modernleşmeden camiiler de nasibini alsın diye düşünmüştür. Ya da ilk insanların mabetleri gibi olsun camiiler hiç modernleşmesin demiştir.

Modaya rağmen bağcıklı ayakkabıyı romantik bulup cırtcırtlı ayakkabıya tercih eden, bahçıvanlara ve siteyönetimine rağmen evimin önündeki bir avuç toprağa sonbaharı hissettirmek için gece yarısı kasımatları diken, bilgisayara rağmen el yazısına ve hatta Hüsnü hat snatına yönelen, inkılaplara rağmen hastasonları oğlumla beraber arapça derslerine katılan biri olarak sizden isteğim ve öncelikle Rabbimden dileğim ile satırlarıma son veriyorum.

Lütfen lüks içinde yaşamak isteyen insanlara açıkta kalmayacaklarını ve istedikleri gibi yaşayacaklarını ama çocuklarının ve torunlarının ağaçları, dereleri, tepeleri ve çeşmeleri eski Türk filmlerinde görebileceklerini, geçmişinden uzaklaşmak için binaları yıksalar, ağaçları kesseler, bir dönem tarihi değiştirmiş olsalar da doğrunun, güzelin ve kıymetlinin er ya da geç ortaya çıkacağını hatırlatır mısınız?

Hacca, umreye defalarca gidecek kadar dinimize önem verenlere Efendimizin ne kadar mal varlığı ile, ne şartlarda yaşayıp, son nefesini nasıl verdiğini ve miras olarak ne bıraktığını hatırlatır mısınız?

Gökte üç elma düştü.
Birincisi açgözlülükte ısrar edip uyarılarımız dikkate almayan zengin müminler(!)e “mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan, mülk de yalan var biraz da sen oyalan”

ikincisi mahalli ve merkezi yönetimlerimize “selam verdim rüşvet değil diye almadılar”,

üçüncüsü bu katliamları çaresizce seyredenlere bizlere "Görelim Mevla Neyler neylerse güzel eyler” dedi.

Siz ne dersiniz efendim?
Saygılarımla, sağlıcakla kalın. ZR 4/11/13

radikal ( laik) ile radikal (dindarlar) arasındaki benzerlik

Sayın hocam;

CHP ile ilgili yazınız bana beni hatırlattı desem inanır mısınız?

CHP nin laik bir cumhuryet kurmak için inançlı halka geçmişte yaptığı kötülükleri unutması, tarih içinde gelişen bazı hadiseleri kendi iyiliğiymiş gibi ortaya koyması, kendini ülkenin sahibi gibi hissedip herkesin yerine karar vermesi, herşeyi halktan daha iyibildiğini düşünmesi, hala daha kurtuluşun inançsızlıkta olduğunu savunması...
ve
İnançsızların çocuk sayısını azaltmaları seebiyle CHP destekçilerinin gün be gün azalması?

...
Annem ve babamın kızlarını erkek evlatlarından ayırıp vaktiyle ellerine geçen her fırsatta eşşek sudan gelinceye kadar dövmesi, evin hizmetkarı gibi hissettirip okutmamaya çalışması, dosta düşmana karşı okula göndermesi, varlıklarını oğullarına saklayıp kızlarını yokluk içinde hissettirmesi, her an yargılayacak mahkemeyi hazır bulundurup her şikayette kusurlu bulup tazminat ve özüre -yaşımız büyüdü artık dayak olmuyor- mahkum etmesi,

Allah'ın lütfettiklerini kendi hikmetleri sanıp sahip olduğunuz herşeyi bize borçlusunuz demesi, cumhurbaşkanı seçilme yaşına yaklaşmamıza rağmen siz bilmezsiniz biz biliriz algısı ile hal ve hareketlerimizi ve hatta hayatımızı yönetmeye çalışması,
kızlarını kendilerinden ve biricik erkek evlatlarından uzaklaştırmaları...
ve
Herşeyi refahı ve geleceği için planladıkları biricikoğullarına Allah'ın kız evlat vermesi sebebiyle içinde bulundukları durum?

CHP (radikal laik) ile annem ve babam (radikal dindarlar) arasındaki benzerlik garip değil mi?

Dilerim CHP ve bu şekilde davranan inançlı(!)annebabalar da ayrımcılık ve zulümden vazgeçer, annebabalar Allah'ın yarattığı evladını kız erkek diye CHP de kurduğu(!) Cumhuriyetteki halkını(!) gerici ve modern diye ayırmaz inşallah.

İşte biz o gün CHP'yi iktidarda göreceğiz

Saygılarımla Sağlıcakla kalın ZR 04/11/13

Korkuları Çinlilere dünyanın harikalarından birini yaptırabilmişse füzeleri de harika ve eşsiz olacaktır.

Kıymetli Hocam;

Mektubunuza cevabınıza ve bana uygun gördüğünüz nota teşekkürlerimi bildirerek başlıyorum satırlarıma.

Füze anlaşması ile ilgili yazınızı efendiler şeklinde bitirdiğiniz(efendiler =beyefendiler + hanımefendiler) için cevap yazma vazifesini üstüme aldım.

Füze meselesi nedir?
Düşmanlarımız kimler? Savunmaya ihtiyacımız var mı?
Düşmanlar nereden saldırıya geçecekler?
Atatürk olmadan bir savaşa girersek kazanabilir miyiz?
Ülkemizde savunma silahlarını yapacak bilgi, yetenek ve öngörü var mı?
Bu silahlar için dışarıya ödeyecek bu kadar çok paramız var mı?
Çin makbul bir ülke olaydı Suriye savaşına veya İran nükleer silahlanmasına tepki verir ve savaşı kökünden önlerdi.
Öyleyse neden Çin'den füze alıyoruz?
Bu füzeler de birmilyoncudan alınan ürünler gibi uyduruk mu olacak?
Akp’ye karşı olan eşim neden bu anlaşmaya müspet bakıyor?
Kimler bu sorularla bizleri meşgul ediyor?

Böyle konular bana, üniversiteye başladığımda Türkçe imtihanımızı Tarık Buğra’nın Gençliğim Eyvah kitabından yapan Cemil Hocamızı hatırlattı. O kitap benim 28 şubata giden süreç ve 28 şubat sonrasında üniversitede yaşanan olaylara bakışımı değiştirmişti. Allah hocamızdan razı olsun. (arkadaşlar ona Kıl Cemil derdi)

Rüştü Barselona’ya transfer olduğunda kaç gol kurtarmıştı?
1996 Trabzonspor hezimetinden sonra futbol ile ilgili bütün olayları bir kulağımdan geçici belleğe oradan da diğer kulağımdan çıkan kanala yolladığım için hatırlamıyorum.
Tahminimce, Barselona takımının kaleci ve potansiyel kalecilerine gönderdiği bir mesajdı Rüştü transferi. Bizim için olmazsa olmaz olan onlar için gözdağıydı.

SGK faaliyete geçtikten sonra ilaç ve muayene fiyatları nasıl düşüvermişti?
Bizler iftira ve hakaretlerle sokağa atılan, çocuğuyla hayatta kalabilmek için fabrikalarda çalışan, sosyal güvencenin hiçbir işe yaramadığı o kara dönemlerde yaşayan kadının, çocuğu hastalığında ilaç ve doktor parası bulamayınca, evladını babasının yalısının kapısına götürüp "işte bu senin baban bundan sonra sana o bakacak" dediği filmlere ağlayarak büyüdük.

Vaktiyle burnundan kıl aldırmayan parası olmadığı için hastaya bakmayan veya hastahanede rehin alan hekimlerimiz şimdilerde yedi yirmidört cüzi fiyata tedavi hizmeti veriyor, anneler sembolik fiyatlarla (asgari ücrete göre) ilaçlarını istediği eczaneden alabiliyor. Büyük ilaç firmaları eskinin onda biri fiyatına SGK'ya ilaçlarını satıyor.

SGK yı ve Barcelona kalecilerini hizaya getiren neydi?
Bence güç karşısındakini silahla, şiddetle değil mantıkla, parayla ve kararlılıkla ikna etmek, hizaya getirmektir.

Gücü ve bu şekilde adaleti temsil ettiği için milyonlarca yanlışına rağmen Osmanlıyı ve güce duyulan zaaf sebebiyle mevcut iktidarı destekliyorum.

İnsan beşer bazen şaşar derdi Sosyoloji hocamız. Doğru yaptıklarını ve şaştıklarını terazinin kefelerine koyup, tövbe kapıları kapanmadan (Allah her günahı affedecekse) bizler de toleranslı ve affedici olmalıyız vaktiyle canımızı almaya çalışanlara.

Korkuları Çinlilere dünyanın harikalarından birini yaptırabilmişse füzeleri de harika ve eşsiz olacaktır.

Hiç bir suretle savaş başlatmayacağımız (Mavi Marmarada bile özür dileyin yeter dedik ) ve bize saldırdıklarında “atıl kurt” deyip Nato'yu bizim adımıza savaştıracağımız(!) gerçeklerini bir kenara koyalım. Bu füze anlaşmasının bize sağlayacaklarına bakalım.

Yarın savaş çıkacak ve bir başımıza kalacakmışız gibi Çin ile anlaşma imzalayarak hem daha ucuza füzelerimizi alacak hem de ucundan füze yapımını öğreneceğiz.

Liberalleşen ve Demokratlaşan dünyamızda yaşanan katliamlara seyirci kalan Birleşmiş Milletler ve Nato Çin'in sözünü dinliyorsa biz de silahlanma haracımızı Çin'e ödeyerek modern dünyayı para kaybetmemek uğruna kurduğu sistemi sorgulamaya sevk edeceğiz.

Askerlik paralıya çevrilmez de ülkemin beyefendileri boynunun borcu olarak bir müddetliğine Mehmetçiğe dönüşmeye devam ederlerse bu füzeleri onlara canlı kanlı gösterecek askerlik anılarına ordumuzun yeni alet edevatını eklemiş olacağız.

Olmadı tatbikatlarda dosta düşmana karşı bir iki el füze atıvereceğiz.

Ne demiş bilge atalarımız

Armut dibine düşer,
güç gücü - para parayı çeker
zaten düşmanımın düşmanı dostumdur.
Bükemediğin eli öpeceksin.
Olmadı köprüyü geçene kadar dayı diyeceksin.

Artık hangisi uygun düşerse.
(yine de eşim AKP ye oy verir mi sorusuna net cevap veremiyorum)

Yoksa konuşmamamız gerekenleri yazıp duymamamız gerekenleri düşündüğümüz için hata mı ediyoruz?
Sağlıcakla kalın. Selam ve saygılarımla. ZR 29/10/13

nezaket korku gerçek, ben en ötekileştirildiğim dönemde bile ümitsiz olmadım

Değerli Hocam;

Kusur işleyene avazı çıktığı kadar bağırıp huzurundan kovmayan, bu da kim oluyor ki muhattap alayım deyip görmezden gelmeyen, bana ne deyip öylesine bir iki cümle ile başından savmaya çalışmayan bilakis nazikane cevap verirken bir taraftan da hatasını gösteren kişide olsa olsa hoca sabrı ve anlayışı olur.

Müsaadenizle size Hocam deyiverdim.

Günümüzde hoca olmak için bilmem ne okullarında neleri ezberleyip bilmem ne sınavlarında kaç puan almak gerekiyor da kendisine fikir beyan edenlerin kadrini kıymetini bilmek, onlara da sabır, hoşgörü ve nezaket göstermek gerekmiyor.

Bizler kağıt kalemden uzaklaşalı, interneti ve cep telefonu birine bağlanıp dakika ve skor almak veya bilmem neyi bildirip diğer taraflara döner olduk.
Hal hatir sormak annelerimizin kabul günlerinde gelen misafirlere söylediğimiz ve selavat getirmek gibi manasını bilmeden tekrarladığımız kelime dizisi oldu.

Şık kahve salonlarında sunulan pastanın şekli zarafet, bilmesek de yanımızdakinin istediğinden sipariş etmek görgü sayıldı.

Gerçek ise sipariş ettiklerimizden bir miktar yedikten sonra o şık peçete ile ağzımızı silip buruşturduk tan sonra tabağı insan içine çıkamaz hale getirip kadife örtülü masanın üstüne bıraktığımızda ortaya koyduğu muzdu.

Bundandır hizmet personelinin hızlıca masaları toplaması.

Yoksa bir çuval un fiyatına alınan bir dilim pasta bütün ihtişamı ile (bir gelin gibi) masaya gelip Kara Murat filmindeki yabancı barbarların saldırısına uğramış köylü kadınların son cümlesini söyleyip ruhunu teslim ettiği gibi masadan ayrılmazdı.

Kıymetli Hocam;

Kabahatimi anladım ve düzeltmek istiyorum.

Kabul ederseniz öncelikle geçmiş bayramınızı tebrik ederim.

Bu vesile ile önemli bir konuya deyineceğim.

ODTU yazınızı tebessümle okudum. Ancak size bildirmem gerekir ki eşim ve ailesindekiler ciddi ciddi ülkenin dikta rejimine gitmesinden ve büyük olaylarla Suriye veya Mısır'a dönmesinden dolayı çok endişeli. İnsan içinde olmayınca buna nasıl inandıklarını anlamıyor olabilir.

Ben vaktiyle zorla başörtüsüz olarak çalışmak zorunda kaldığım, her ortamda aşağılandığım halde, tek kurtuluşun cumhuriyet ilke ve inkılaplarını bağlanmak ve olduğu yerde saymak olarak görenlerin şu an hissettikleri korku ve umutsuzluğu hiç yaşamadım.

Huzur ve mutluluğun Allah'ın izniyle değil de insanların merhameti ve kanunların sınırları ile sağlanacağına inananları rahatlatmak için;

(onların anladığı dilden daha yalın bir Türkçe ve serpiştirilmiş ingilizce ile :)

Yakın tarihte kıyamet kopmaz, doğal afet yaşanmaz veya herhangi bir büyük kulüp şike yaparken diğer büyük kulüp tarafından birilerine gambazlanmaz ise,

Aynı şekilde giyinip, yiyip içip, tatil yapabileceklerini, olası sözlü veya göz ile imalı saldırılarda garantör olarak kendimizi feda edebileceğimizi ama onların asla ve kata birşey yapmalarına gerek kalmayacaklarının teminatını vermeliyiz.

Ben eşim ve etrafındakileri teskin ediyorum ama sizin hitap ettiğiniz kesim daha büyük siz de lütfen o kısımı bu korkuların yersiz olduğuna ikna edin,

Korkulanlara da yaptıklarının birilerinde büyük korku oluşturduğunu hatırlatın.

Saygılarımla, sağlıcakla kalın.ZR 24/10/13

Manasız hatta manasını bozan beste ile vara yoğa çalınıp da kıymetsizleştirilmeye çalışılan marşımız

Kıymetli hocam;

Allah sizden razı olsun ne zamandır dilimde olanı dillendirdiğiniz için.

Ailemin tüm karşı çıkmalarına rağmen her fırsatta söylerim ben Rum’um (Trabzonlu) eşim de Sırp(o Makedon diyor ya).

Ben irticacıyım (türbanlı) eşimse radikal laik(Kadiköylü).

Ben demokratım o cumhuriyetçi. Zaten cumhur sefalet içinde ezilirken baştakiler refah içinde ise krallıktan ne faklı var ki Cumhuriyetin.

Türkiye’de Hanefi olmak Ehlibeyte yapılanlara sessiz kalmayı benimsemek ve Aleviliği dışlamak olarak tanımlandığından Sünni gibi davransam da Aleviyim diyorum.

Kuran'ı, Mesnevi’i anlayamamak, yurdumun bir köşesindeki insanlarla konuşarak anlaşabilmek için Arapça, Kürtçe ve farsça öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum.

İstiklal Marşını severim.
Rahmetli Mehmet Akif’i de bu marşı sahiplenmeyip, Yazdırana ve yazılan millete adamasından ve yaptıklarının karşılığını Allah’tan beklemesinden dolayı sayarım.
Yine de İstiklal Marşımızın vara yoğa o manasız ve hatta manasını bozan beste ile okunmasına karşıyım.

Başkaları bilmem ne için asıyor diye evdeki bayrağı bayramlarda bile asamaz oldum.

Ne Mustafa Kemal’i ne de Osmanlı padişahlarını severim. Bir lider varlıklı ve yatağında ölmüşse ona acırım. Cephede veya suikast ile öldürülen ve ailesine mütevazi bir hayat yaşatanların hizmetlerinin karşılığını ahirette alacaklarına ve asıl onların takdir edilmeleri gerektiğine inanırım.

Allah'a inananı da inanmayanı da sabırla dinleyen ve dualarını kabul eden yaratıcımızın bu dünyada birine mevki ve güç verdiğinde bunu neye ve nasıl kullanacağını kırat kırat ölçerek karşılığını yaşatacağını bildiğim için vazgeçtim çocukluk (Reis-i cumhur olma) hayalimden.

Bizim de Amerikan filmlerindeki gibi 10, 20, 30, 50, 100, 500, 1000, 1500 ve hatta 2000 yıllık geçmişimizde yaşanan korkunçlukları dürüstçe açığa koyabileceğimizi günlerin gelmesini bekliyorum .

Burada veya başka topraklarda beraber yaşadığımız, zorla veya bir şekilde yerlerinden ederek mallarına el koyduğumuz, dillerini veya inançlarını değiştirmeye zorladığımız tüm komşularımızdan özür dileyip ruhumuzu kul hakkından temizleyerek Allah'ın huzuruna çıkmayı diliyorum.

Bunlar olmayacaksa başa geçen faşist yönetim tarafından vatana ihanet suçundan asılmayı belki bu sebeple öteki dünyaya şehit olarak intikal etmeyi bekliyorum.

Şimdilik trafikte sarı ışıkta hızlanarak geçmeye çalışmaktansa mümkünse yavaşlayıp kırmızı geliyor diye durmaya, dünyayı kirletmeye sebep olan kimyasalları en az miktarda tüketmeye, geleceği ipotek altına alan israfı en azından kendi evimde önlemeye, başıma gelen haksızlıklara “bu neki insanlar neler yaşadı” diyerek şükretmeye ama hakkımı aramaya ve başkalarına da işim vesilesiyle her fırsatta Allah'ın verdiği hakları göstermeye çalışarak kul hakkına, diğer canlıların ve canını görecek gözümüz olmayan Allah'ın yarattıklarının hakkına saygı duyarak yaşamaya çalışıyorum.

Bahsettiğiniz Milli duruş dünyada bir dönem uygulandı, öyle özeldi ki uygulayanlar uğruna şehit oldu, yerlerine kendileri için yaşayanlar geçti. Onlar uzun bir dönem muvaffak oldu. Nihayetinde Sultan Süleyman'a kalmayan dünya onlara da iki metrelik bir mezar oldu.

Allah bize de ruhumuzu hak yolunda çalışırken teslime etmeyi ve diğer teferruatları (ırk, dil, mezhep, inanış farkı…) baharda hava uçuşan polenler gibi astımı olanları krize sokacak allerjenler gibi (o dönem için belki gerekli ama geçici) görebilmeyi, alerjisi olanları anlamayı, alerjimiz olmadığı için şükretmeyi nasip etsin. Ben her bahar hasta olurum. Allah’tan dileğim bedenimin bahara gösterdiği duyarlılığın aklımın zihniyet değişikliklerine göstereceği anlayışın bedeli olmasıdır.

Allah'ın binlerce yılda sabrettiği çeşitlilik insanların birbirine hakkaniyet gösterdiği sürece bakii kalsın.

Sağlıcakla kalın ZR21 -10 - 2013